Monday, June 08, 2020

The “BYZANTINE DINNER” Menu

The  “BYZANTINE DINNER” Menu


As the capital of a powerful and rich empire, Constantinople was a bustling city of a population from 100.000 to 500.000 people, centre of the domestic and foreign trade of the Byzantine state.* Grain, wine, salt, meat, cheese, vegetables and fruits flowed from the provinces into its markets. From the 9th until the late 12th century the capital was also a most important entrepôt of the eastern and northern luxury trade. Spices and high -luxury foods (like black caviar) were imported. Of course, luxury foods were cherished so dearly by both poor and rich, though only the wealthy landowners, the officials of the state and church and the rich members of the new urban middle class, the “mesoi”, could afford them. The “mesoi” were for the most part traders, craftsmen and businessmen and bankers but some of them made a considerable fortune and enjoyed their purchasing power demanding fine quality foods.

For a wealthy merchant the entry into elite was the ideal. Where this was impossible he emulated the tastes of the aristocrats, food included.

If the hagiographers of 11th and 12th century maintained the traditional ideal of fasting, less conservative sources give a wealth of information about both the increased interest on eating and the greater availability of foodstuffs. The variety of vegetables, fruits and condiments- black pepper, caraway, honey, olive oil, vinegar, salt, mushrooms, celery, leeks, lettuce,  chicory, spinach, turnips, eggplant, cabbage, white beets, almonds, pomegranates, nuts, apples, lentils, raisins, etc. -listed as food of the poor of Constantinople by  Prodromοs (d. c. 1166, Poèmes prodr. nο.2.38-45) mirrors both the interest on good eating and the availability of dishes. Of course above all,  the food in Constantinople of Komnenoi existed as a synthesis of what had gone before, but a synthesis enriched by new ingredients and many innovations.
THE “BYZANTINE DINNER” MENU (Edible history project)
MENU of the richsfungaton (spongy omelette)apaki 
wine flavoured pork liver
rabbit cooked with red wine and spikenard[1]
roast pork basted with a mixture of vinegar and honey
silignites[2], a very white wheat bread
rice and honey pudding
quince spoon sweet
konditon[3]
thassorofon[4]
MENU of the poorcapers  in honey – vinegar sauce
black olives with mustard seeds
braised endives with garos and olive oil
cabbage with garos[5], olive oil and vinegar
fava made with black-eyed beans served with vinegar and honey
different kinds of bread made with inferior grains or legumes



NOTES BY MAVI BONCUK

[1] Spikenard, also called nard, nardin, and muskroot, is a class of aromatic amber-colored essential oil derived from Nardostachys jatamansi, a flowering plant of the valerian family.

[2] silignites


Food and Drink in Antiquity: A Sourcebook: Readings from the Graeco-Roman World

By John F. Donahue


[3] a Byzantine wine flavoured with cinnamon, cloves, black pepper and spikenard.

[4] Thassorofon - a sweet drink made by grounding peeled Thassian almonds with water in a mortar.

[5]  garos is a fermented sauce, one of those familiar in many parts of the world that add savor and saltiness

Tuesday, May 05, 2020

Galata According to Ebdülletif Çelebi Letifi


Evsafi Istanbul-Ebdülletif Çelebi Letifi


 Evsaf-ı İstanbul Latifi İSTANBUL FETİH CEMİYETİ YAYINLARI Risale-i Evsaf-ı İstanbul, Onaltıncı asrın meşhur tezkirecisi Latifi'nin küçük bir risalesidir. Latifi bu eserinde İstanbul'un her cihetini bütün hususiyetleriyle anlatmağa çalışmıştır. İstanbul'un büyüklüğünden, güzelliğinden başlayarak surlarını, camilerini, çarşılarını, saraylarını, köşklerini, evlerini, bahçelerini, medreselerini uzun tasvirlerle anlatmıştır. Ayrıca buradaki yaşayışı da canlandırmağa çalışmış, sarayların süslü hayatından, Kağıdhane mesirelerinin zevk ve sefasına, Galata'sının eğlence alemlerine, çarşısındaki alış verişe, dar karanlık sokaklarının derinliğine sıkışan halk hayatının içyüzüne kadar her noktasını aydınlatmıştır. Bunlardan başka yazar İstanbul'un kuruluşuna ve yapılarına dair rivayetleri de toplamağı ihmal etmemiş, bilhassa Ayasofya ve II. Sultan Mehmed Fatih camileri hakkında geniş bilgi vermiştir.Latifi bunları anlatırken kendi indi görüşlerini, tenkidlerini, mütâlalarını da beyan etmekten çekinmemiş, hata yer yer acı şikayetlerde bulunmuştur.

Wednesday, April 15, 2020

1850-1900 | 50 Years of Petri's Galata

1850-1855
Galata sokaklarının aydınlatılması.

1857
Galata'nın havagazıyla aydınlatılması. 
Kentin yeniden düzenlenmesi için surların yıkılması.

1864
Galata-Beyoğlu VI.Daire'nin kurulması. 
Başkan: Server Efendi. 
Çevrenin bozulması.

1885-1900
Galata genelevlerinin açılması. 

Galata Rıhtımına dizilmiş meyhaneler

Galata Rıhtımına dizilmiş meyhaneler
Müşteri davet ider Pedimu zenâneler

Zülüf perçem apiko pantol fransız kesim
Hizmetinde gayreti topuklu pervaneler

Yumurta ökçeleri tıkır tıkır vurarak
Türlü türlü cilvei lâübâliyâneler

Kimi gümüş köstekli parmağında gül yüzük 
Süslü püslü palikar ellerinde şâneler

Gemici arabacı kayıkçı tulumbacı
Bankerler bey paşalar hep yanık dîvâneler

Heman akçe gösterip çakmaya gör işmarı
Cümlesine yeksandır hoteller viraneler

Galata Ilhan Berk ve Petri

BU BÖLÜM YÜKSEKKALDIRIMLI BİR CANİYİ
BIÇAKÇI PETRİ'Yİ ONU ANLATIR

1. Kitaplar ondan Galata'da Yüksekkaldırım'da doğmuş
katil bir Rum palikaryası diye söz eder.
2. Sevgili Reşat Ekrem Koçu da İstanbul Ansiklopedisi'nde
bir Galata civanı diyecektir.
3. 'Aşırı derecede güzel cani delikanlı' diye de ekleyecektir,
öfkeyle, belki de aşkla.
4. Bir resimde uzun güzel saçlarını ortadan ayırmış ve sol
perçemi sol kaşına düşmüş.
5. Hırvat Kavas Nikola'yla çekilmiş bir fotoğrafta siyahlar
giymiş, çıplak, küçük, güzel ayaklan yere basıyor.
6. Bütün resimlerde bir akşamüstü güzelliğinde. Hepsine de
'1918 pazartesi' diye bir tarih düşülmüş.

Galata Zabıta Kütüğü'ndeki Özellikleri:

1 . Galata'da Horoz Sokak'ta üç katlı bir evde doğmuştur.
Bir Piç.
2 . Bulunmaz, kusursuz güzeldir. Daha on üçünde kirletilmiştir.
3 . Bıçakla on dört kişiyi öldürmüştür. Yalnız ikisi tabancayla.
4 . On altı yaşında Galata meyhanelerine düşmüş, adamlara
avuçlarında şarap içirmiştir.
5 . Üç yıl denizlerde dolaşmış, kazanların altını yakmış,
para biriktirmiştir.
6 . Uzun boylu, beyaz tenli, beyaz yüzlüdür. Sol yanağında
bir beni vardır.
7 . Çok içer, çok iyi bıçak kullanır.
8 . Her cinayetten önce avuçlarının kan koktuğunu söylemiştir.
9 . Küçük taze orospulara, genç oğlanlara düşkündür.
10 . Cinayet yerinde şıpıtıklarını (ayakkabı) bırakmayı adet
edinmiştir.
11. Dört yıl Kefalonyalı bir kaptanın zenaneliğini (kadınlığını) yapmıştır.
12. Galata'nın bir sokağında ölü bulunmuştur. Cebinden bir
Akdeniz haritası çıkmıştır. 

Friday, July 05, 2019

Bursa Knife and other Knives




Bursa Knife from "Bought, Borrowed & Stolen: Recipes and Knives from a Travelling Chef"
Conran Octopus, 2011 (paperback June 2013) 
Allegra McEvedy MBE. Chef, writer & broadcaster Described by The Independent as “a caterer with a conscience”.

Allegra McEvedy has been cooking professionally for over 20 years, working her way through a clutch of London’s best restaurants as well as an eighteen month spell in the States. Over that time she developed the philosophy that she continues to live and work by: that there are more ways for a chef to make a difference than by winning Michelin stars, and good food should be available to everybody. 

Bursa knife manufacturing was started by Balkan immigrants after the Russian War of 93 (93 harbi)  

The “Bursa Arnavut Çakısı“, literally the “Albanian Knife of Bursa“, is a pen knife that Albanian immigrants brought with them to the Turkish city of Bursa in the 1990’s. Little can be found online about this knife, but there are knife makers in Bursa, like Süleyman Güney, who are still crafting these knives. In fact, this knife is still an essential part of the cutlery in Bursa to this day. 


albanian knife
Some characteristics about the “Bursa Arnavut Çakısı“: The handling is made of horn (specifically, ram horn) The number of stars on the knife identifies the size The knife maker’s name appears on the blade.


bosnia
Bosnian Traditional Bichaq 

These knives were made in the 18th and 19th centuries, in Sarajevo, Foča and other Bosnian cites. Although some of them possess unique and unusual variations, most of them are of the same design. 

Pictured: 19th Century Bosnian Bichaq Sarajevo Dagger 

The bichaq is a single-edged dagger of Turkish origin. It is widespread in areas controlled by the Ottoman Empire and its close neighbors. The blade of this knife is either straight, holds a slight forward curve, like a short yataghan, or very rarely a backwards curve, like a jambiya. This knife and others were made at the end of 19th century. They were often sold as souvenirs to officers of the Austro-Hungarian Empire who invaded Bosnia at the time. The principal centers of production were Sarajevo and Foca.



Greek Lefkaditiko Knife This classic greek knife is from a small island called Lefkada, You can find more pictures here (greek website). 


greece


Greek Cretan Knife A traditional knife from Crete. This knife appeared in the late 18th century, and the art of making it flourished throughout the 19th century and early 20th century.

greek creatan knife

SOURCE AROUND EUROPE IN 47 KNIVES: THE MOST ICONIC KNIVES IN EUROPE


Mavi Boncuk |

Bıçak: knife EN[1] oldTR biç-/bıç- +gAk → biç- oldTR kınğırak (et bıçağı TR; meat knife EN). biçek/bıçak [ Divan-i Lugat-it Türk, 1070] Bel bıçağı, et bıçağı, kıyma bıçağı, kaymak bıçağı, pastırma bıçağı, börek bıçağı, bekçi bıçağı , kasap bıçağı. from oldTR[ Kaşgarî, Divan-i Lugati't-Türk, 1073] biçek: as-sikkīn [bıçak] (...) as-sayf [kılıç]; oldTR: [ Kutadgu Bilig, 1069] bıça tartma anda kötürme süŋük [bıçak çekme orda ve kemik taşıma oldTR bıçak/biçek kesme aleti oldTR *bıçġak < ETü bıç- +(g)Ak

Oldest source: biçek/bıçak "aynı anlamda" [Divan-i Lugat-it Türk (1070)]

Hançer: dagger EN[2] fromAR ḥancar حنجر kısa savunma bıçağı Aramaic χangərā חנגרא a.a. (= Sogdian χangar a.a. )  dagger[1], knife [2] [ Dede Korkut Kitabı, c.1400] Basatuŋ χançeri varıdı; edügünü yardı from Arabic ḥancar حنجر kısa savunma bıçağı TR; short defensive knife EN; from Aramaic χangərā חנגרא Sogdian χangar) Oldest source: [Dede Korkut Kitabı (before c. 1400) : Basatuñ hançeri varıdı; edügünü yardı]

Kama: dagger EN[2] ARM kam գամ çivi. Nail EN
Oldest source: kamamak "perçinlemek" [TDK, Tarama Sözlüğü (before c. 1600)]
kama "büyük çivi, ağaç takoz" [ Meninski, Thesaurus (1680) ]
kama "bir nevi hançer" [Ahmet Vefik Paşa, Lugat-ı Osmani (1876)]

Falçata: fromIT falcietto [dim.] orak IT; LAT falx, falc- orak, tırpan
Oldest source: falçeta "bir tür bıçak" [ Kamus-ı Türki (1900) ]

Çakı: knife[1], pocket knife ENfromTR çak- +Ig → çak- Oldest source: çakı "açılıp kapatılabilen bıçak" [Ahmet Vefik Paşa, Lugat-ı Osmani (1876)] 

Orak: Sickle EN [3] oldTR orğak oldTR or- biçmek +gAk 
Oldest source: orğak "ot biçme aleti" [Divan-i Lugat-it Türk (1070)] 

Ustura: bıçak ağzı; blade EN [4] fromFA usture اوستره sakal traşı için kullanılan keskin bıçak oldFA (Pehlevi/Parthian) avēstarak. Oldest source: ustura [ Filippo Argenti, Regola del Parlare Turco (1533) ] üstüre vulg. ustura [ Meninski, Thesaurus (1680)]

Kılıç: sword EN [5]oldTR kılıç oldTR *kı- +? → kır- Oldest source: kılıç "sama meaning" [Orkhun monuments (735)]


Pala: fromIT pala shovel (di remo, ventilatore, elica) blade; (di ruota) paddle
1. kürek, 2. kürek şeklinde enli kılıç LAT pala bahçe veya kayık küreği Oldest source: "küreğin yassı kısmı" [ Kahane & Tietze, The Lingua Franca in the Levant (1574) : sudan ateş çıkarur şiddet-i darbla palası ] 

Yatağan: TR yat- +AgAn → yat- Oldest source: "1. yatkın, eğimli, 2. kavisli kılıç" [TDK, Tarama Sözlüğü (before c. 1600)]

[1] Knife (n.): late Old English cnif, probably from Old Norse knifr, from Proto-Germanic *knibaz (cognates: Middle Low German knif, Middle Dutch cnijf, German kneif), of uncertain origin. To further confuse the etymology, there also are forms in -p-, such as Dutch knijp, German kneip. French canif "penknife" (mid-15c.) is borrowed from Middle English or Norse.

[1] [2] knife|dagger (weapon) A stabbing weapon, similar to a sword but with a short, double-edged blade. Probably from Old French dague (1229), related to Occitan, Italian, Spanish daga, German Degen, Middle Low German dagge (“knife's point”), Old Norse daggardr, Welsh dager, dagr, Breton dac, Albanian thikë (“a knife, dagger”), thek (“to stab, to pierce with a sharp object”).

In English attested from the 1380s. The ultimate origin of the word is unclear. Grimm suspects Celtic origin. Others have suggested derivation from an unattested Vulgar Latin *daca "Dacian [knife]", from the Latin adjective dācus. Chastelain (Dictionaire etymologique, 1750) thought that French dague was a derivation from German dagge, dagen, although not attested until a much later date).


The knightly dagger evolves from the 12th century. Guillaume le Breton (died 1226) uses daca in his Philippide. Other Middle Latin forms include daga, dagga, dagha, dagger, daggerius, daggerium, dagarium, dagarius, diga; the forms with -r- are late 14th century adoptions of the English word). OED points out that there is also an English verb dag (“to stab”) from which this could be a derivation, but the verb is attested only from about 1400.



Relation to Old Armenian դակու (daku, “adze, axe”) has also been suggested.

[2] Dagger (n.) : late 14c., apparently from Old French dague "dagger," from Old Provençal dague or Italian daga, which is of uncertain origin; perhaps Celtic, perhaps from Vulgar Latin *daca "Dacian knife," from the Roman province in modern Romania. The ending is possibly the faintly pejorative -ard suffix. Attested earlier (1279) as a surname (Dagard, presumably "one who carried a dagger"). Also compare dogwood. Middle Dutch dagge, Danish daggert, German Degen also are from French.

See also: poniard, rondel, stiletto


A MASONIC NOOSE AND PONIARD


Poniard (n.) 1580s, from Middle French poinard (early 16c.), from Old French poignal "dagger," literally "anything grasped with the fist," from poing "fist," from Latin pungus "fist," from PIE root *peuk- (see pugnacious). Probably altered in French by association with poindre "to stab." Compare Latin pugnus "fist," pugio "dagger." As a verb from c. 1600.
Rondel: A rondel dagger /ˈrɒndəl/ or roundel dagger was a type of stiff-bladed dagger in Europe in the late Middle Ages (from the 14th century onwards), used by a variety of people from merchants to knights. It was worn at the waist and might be used as a utility tool, or worn into battle or a jousting tournament as a side-arm.

Stiletto (n.) 1610s, "short dagger with a thick blade," from Italian stiletto, diminutive of stilo "dagger," from Latin stilus "pointed writing instrument" (see style (n.)). Stiletto heel first attested 1953.

[3] sickle (n.) Old English sicol, probably a West Germanic borrowing (Middle Dutch sickele, Dutch sikkel, Old High German sihhila, German Sichel) from Vulgar Latin *sicila, from Latin secula "sickle" (source also of Italian segolo "hatchet"), from PIE root *sek- "to cut" (see section (n.)). Applied to curved or crescent-shaped things from mid-15c. Sickle-cell anemia is first recorded 1922.

[4] blade (n.) Old English blæd "a leaf," also "a leaf-like part" (of a spade, oar, etc.), from Proto-Germanic *bladaz (source also of Old Frisian bled "leaf," German Blatt, Old Saxon, Danish, Dutch blad, Old Norse blað), from PIE *bhle-to-, suffixed form (past participle) of root *bhel- (3) "to thrive, bloom." Extended in Middle English to the broad, flattened bone of the shoulder (c. 1300) and the cutting part of knives and swords (early 14c.). The modern use in reference to grass may be a Middle English revival, by influence of Old French bled "corn, wheat" (11c.), which is perhaps from Germanic. The cognate in German, Blatt, is the general word for "leaf;" Laub is used collectively as "foliage." Old Norse blað was used of herbs and plants, lauf in reference to trees. This might have been the original distinction in Old English, too. Compare leaf (n.). Of men from 1590s; in later use often a reference to 18c. gallants and dashing rakes, but the original exact sense, and thus signification, is uncertain. 

[5] sword (n.) Old English sweord, swyrd (West Saxon), sword (Northumbrian) "sword," from Proto-Germanic *swerdam (source also of Old Saxon, Old Frisian swerd, Old Norse sverð, Swedish svärd, Middle Dutch swaert, Dutch zwaard, Old High German swert, German Schwert "a sword"), related to Old High German sweran "to hurt," from *swertha-, literally "the cutting weapon," from PIE root *swer- (3) "to cut, pierce." Contrast with plowshare is from the Old Testament (Isaiah ii.4, Micah iv.3). Phrase put (originally do) to the sword "kill, slaughter" is recorded from mid-14c. An older Germanic word for it is in Old Saxon heoru, Gothic hairus "a sword."

Friday, March 15, 2019

Lolo | Temaşa-i Dünya

19th century marks the time when ‘novel’ enters from west into Turkish and Greek literature. At that time, Ottoman and Greek societies were at the brink of very diverse historical and social changes. Temaşa-i Dünya ve Cefakâr u Cefakeş, among the first novels published in the Ottoman Empire is not a genuine novel in the proper sense. Evangelinos Misailidis Efendi from Kula, re-edited Polyapthis, the Greek novel written by Grigorios Paleologos at Athens in 1839, and published Temaşa-i Dünya as if it was his original work in Istanbul in 1871–72. This article will investigate why a novel written for the Greeks has an impact on the readers who live within the boundaries of the Ottoman Empire, and the transition it had during Temasa-i Dunya.


Evangelinos Misailidis[1] | Temaşa-i Dünya (1871-2)[2]

“İslâmlar, millet tefrik etmeksizin her gelen misafire aynı üzere taam da tertip ederler ve bir âdem cebinde 5 parası olmadığı takdirde kâffe-i Türkiye’yi sefa-i hatırla seyahat edebilirler. Evropa’da ise parasız on adım atmanın ihtimali yoktur ve insan acından nasıl ölür idüğini seyr ü temaşa ederler. Öbür taraftan, hayvanlara kudretlerinden ziyade yüklenmesin diye hayvanperver şirketleri [filozoos eteria] teşkil ederler. Evropa’nın medeniyeti bu mudur? Bu suretle yaşasın Türkiye! Evropa’da birinin çocuğuna kazaen bir şamar vursan, yakayı kurtarmanın ihtimali yoktur. Türkiye’de ise, bir İslâmın kazaen çocuğunu öldürsen de, ‘Ocağına sığındım’ deyü hanesine iltica eylesen, ‘Takdir-i ilahi böyleymiş diyerek, merhamet edüp affeder.’ ” (T:494). 

“Vaktiyle Galata camisine bir domuz girmiş olmağ ile, imamlar döverek çıkarırken, bir Bektaşi dervişi rast olup, ‘Niçin döversiniz zavallı domuzu?’ deyü tektir etmiş, imamlar dahi ‘Derviş baba, camiye girdi, camiye’ cevap ettikte, bilse girmez ya, işte ben bilirim de girmem." 

‘Elbette, Yunanlılar da Tanzimatın lezzetini alsalar, serbestiyetin kadr-ü kıymetini de tanırlar. Bu da vakitlere muhtaçtır,’ dedim ve bu suretle Kir Stefanos’u bazı mertebe tesellâ eyledim. Ve bu vechile ile müteselli olarak gitti.’ ” (T:630). 


(T:36) “Eti senin, kemiği benim”
(T:52) “Tüfenk icat oldu, mertlik bozuldu”
(T:54) “Yandım, Kerem’in arpa tarlası gibi tutuştum”
(T:57) “…iki kelise arasında kalmış ‘bînamaz’ gibi ”
(T:116) “Kırk yıllık Yani olur mu Kâni”
(T:131) “…dağ dağa kavuşmaz insan insana kavuşur”
(T:132) “Atı alan Üsküdar’ı savuştu.”
(T:199) “…beş parmak bir değildir”
(T:199) “her koyun bacağından asılır”
(T:201) “Karamanın koyunu, sonra çıkar oyunu.”
(T:212) “Tatlı dil ilanı (yılanı) deliğinden çıkarır…”
(T.223) “Tilkinin otuz iki fasılı vardır, cümlesi tavuk üstüne ve ayının yetmiş iki faslı vardır topu da alıç ile armut üstüne…”
(T:242) “Allah kişiyi gördüğünden yadeylemesin…”
(T:271) “…sidik yarıştırmaya kalkışır…”
(T:301) “…hoşabın yağı kesildi…”
(T:339) -“Ya Devlet başa, ya kuzgun leşe…”
(T:347) “…et iyiliği, at denize, balık bilmez ise, Halik bilir”
(T:400) “…köpeksiz köyde değneksiz gezmekliye niyet eylemiş oluyor…”
(T:400) “…söz anlamazsa söz dinletmek torlak sıpayı sudan geçirmek gibi güççe olacak…”
(T:401) “…fakat çaydan geçinceye değin şeytana dayı çağırmak lazım gelir…”
(T:402) “…ama rahmetten kaçarken, doluya rast oldum.”
(T:405) “…dinsizin hakkından imansız gelir imiş…”
(T:405) “…süt yoğurttan mı, yoksa yoğurt sütten mi, yumurta tavuktan mı, yoksa tavuk yumurtadan mı…”
(T:424) “Zurnada peşref olmaz, ne çıkarsa bahtına”
(T:429) “Sağ elinin ettiğini sol elin tanımasın, bu surette her ne iyilik
edersek, onu da gizli yapmalıyız”
(T:441) “…kim bilir kaçını çırağ çıkardılar…”
(T:460) “Tekkeyi bekleyen çorbayı içer”
(T:461) “…iki dirhem bir çekirdek oldukları halde…”
(T:479) “…delikli boncuk yerde kalmaz fetvasınca…”
(T:481) “Koyunun bulunmadığı yerde keçiye Abdürrahman çelebi çağırırlar…”
(T:504) “…kızı da kendi haline bırakırsan çalgıcıya varır derler…”
(T:541) “Keşki kediyi evvelden yırtsaydım…”
(T: 542) “Sarmısağı evermişler de kırk gün kokusu çıkmamış derler...”
(T:553) “…çingân çalar kürt oynar… ”20
(T:554) “…sabrın encamı selamettir…”
(T:577) “…gökden ne yağar da yer götürmez?”

SOURCE: İlk Yunan Romanı Polipathis’ten Temaşa-i Dünya’ya 
Damla DEMİRÖZÜ | Doç.Dr., Ankara Üniversitesi 
Çağdaş Yunan Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, E: ddemirozu(at)hotmail(dot)com
[1] Evangelinos Misailidis (Ευαγγελινός Μισαηλίδης), (1820 - 1890Karamanlı (anadili Türkçe olan Ortodoks Osmanlı İmparatorluğu vatandaşı) yazar ve gazeteci.
Manisa'nın Kula ilçesinde doğdu. İzmir'deki Protestan Okulunu bitirdikten sonra Atina'da üniversiteye devam etti. Bir süre Alaşehir'de öğretmenlik ve okul yöneticiliği yaptı. İzmir'de Rumca yayımlanan Amalthea gazetesi yazı heyetine katıldı. İrfanname adında Rumca harfli Türkçe bir eser yayımladı. Türkçenin Rumharfleriyle daha düzgün yazımı için noktalı harfleri içeren bir sistem geliştirdi. Türkçe Şark adlı haftalık bir siyasi dergi ve Mektebi Fünunu Şarkiye adlı bir risaleler dizisi çıkardı.
1850 İzmir yangınından sonra matbaasını İstanbul'a taşıdı. 1851'den itibaren İstanbul'da Anatoli isimli Türkçe gazeteyi çıkararak 40 yıl boyunca idare etti. Ayrıca kısa sürelerle Mikra Asia (Küçük Asya) adlı Rumca bir gazete ve Kokorikos adlı bir mizah dergisi neşretti. 1871-1872 yıllarında dört cilt halinde Rum harfleriyle yayımlanan Temaşa-i Dünya ve Cefakar ü Cefakeş adlı eseri Türkçenin seyahat-macera türündeki ilk romanı sayılabilir. Geçtiğimiz yıllarda Seyreyle Dünyayı adıyla ve Latin alfabesiyle yeniden basılmıştır.
Misailidis 1890'da İstanbul'da vefat ederek Balıklı Rum Mezarlığı'na defnedildi.

[2] Temaşa-i Dünya ve Cefakâr u Cefakeş, written by Evangelinos Misailidis in 1871-1872, has widely been considered to be an adaptation of the Greek novel, O Polipathis (1839) and its originality has not been adequately emphasized in past studies. This article suggests that Temaşa-i Dünya should be considered an original novel since it incorporates traditional folklore forms peculiar to Ottoman literature which are absent in Polipathis. This study, first of all, describes the variety and the origins of the traditional folklore forms in Temaşa-i Dünya and delineates the literary tools by the help of which they were included in the text. Furthermore, it analyzes how these elements affect the narrative discourse and the author’s purposes in employing them. The analysis demonstrates that in Temaşa-i Dünya oral and print culture materials of both Muslim and non-Muslim origins are embedded in the text primarily in the form of narrative digressions and digressions from the frame story. These digressions carry the marks of the traditional story teller both in terms of functionality and at the discursive level. In other words, Misailidis’ narrator, being an active subject, similar to the story teller in the oral culture, chooses and manipulates the appropriate traditional story in accordance with the messages he conveys to the Karamanli readership. It can also be said that, unrealistic features of traditional stories are eliminated and the stories are presented in a realistic style and content. Moreover, the aforementioned narratives help to overcome the limited perspective of the first person narrative and to portray a variety of experiences. Temaşa-i Dünya also presents a folkloric panorama of 19th century Istanbul through numerous idioms and proverbs

Thursday, March 14, 2019

Ottoman Istanbul, ca. 1750–1850

Ottoman Istanbul, ca. 1750–1850 

Istanbul, as both port city and imperial centre, had developed into a metropolis by the early nineteenth century, with a population of around 360,000.3 In 1829, the male population of greater Istanbul comprised approximately 97,000 Muslims compared to 115,000 non-Muslims, who – in contrast to the empire as a whole – remained in the majority until the influx of Muslim 

refugees from former Ottoman territories in the 1880s.4 Greater Istanbul was made up of the walled old city (containing the seat of imperial power and referred to as ‘Der saadet’ or ‘Asitane’) and the three towns (bilad-ı selase) or outer districts of Eyüb (north-west of the walled city), Galata (north of the Golden Horn), and Üsküdar (on the Asian side of the Bosphorus). Both administratively and socially, the city was organised into smaller neighbourhoods (mahalle) whose residents typically shared a common religion or hailed from the same region. While the mahalle was an important means of regulating social conduct and discouraged mixing between different confessional groups, such boundaries were less strictly observed in commercial or port areas of the city, most importantly in the former Genoese trading post of Galata, and became increasingly fluid during the late eighteenth and nineteenth centuries.5

2 Philliou 2011, xvii. 3 Karpat 1985, 103. Findley (2010, 62) gives the figure of 375,000 for the 1830s. Cf. Başaran 2014, 56–62. On the particular dual character of Istanbul as both port city and imperial capital, see Eldem 1999a.
4 Karpat 1985, 86. The exact figures from the 1829/30 census (reproduced in ibid, 202) are: Muslims, 87,231; special groups (probably Muslim), 9,846; non-Muslims, 115,206. Amongst the non-Muslim population we find the following categories: Greeks, 49,323; Armenians, 48,866; Jews, 12,032; Catholics: 4,985. 
5 Eldem 1999a, 152–8; Behar 2003. On the neighbourhood as a means of social control, see Wishnitzer 2014, 516–8

Source: Writing Music in Nineteenth-Century Istanbul Ottoman Armenians and the Invention of Hampartsum Notation Jacob Olley PhD in Music King’s College London 2017 

https://kclpure.kcl.ac.uk/portal/files/99028808/2018_Olley_Jacob_1239687_ethesis.pdf

Friday, February 08, 2019

Mama sta muni kosta kapaki

“Kapak olsun” sözünün ne mânâya geldiğini bilseniz bir daha kullanmazsınız!
Mama sta muni kosta kapaki

Mary Koukoules, 2002’te Paris’te ölen çok önemli bir Yunan folklor tarihçisinin, Elias Petropulos’ın eşi idi ve 1983’te Paris’te “Loose-Tongued Greeks”[1] isimli çok önemli bir kitap yayınlamıştı. Yunanca’da bundan bin küsur sene önce öncesinden başlayıp 1980’lerin başına kadar uzanan küfürleri ve argo ifadeleri kitabında biraraya getirmiş, eserine Yunan argosuna Osmanlı idaresi zamanında geçen Türkçe ibâreleri de almış ve “Loose-Tongued Greeks”, Yunanca’nın en önemli argo ve küfür sözlüğü olmuştu.

Koukoules’in eseri alanında tektir ama rağmen temini hayli güçtür, zira elyapımı kâğıda sadece 303 adet basılmıştır, bulunması bu yüzden zordur, orijinaline tesadüf edildiği takdirde de sahip olabilmek için yüklü bir meblâğı gözden çıkartmanız gerekir!

İşte, Mary Koukoules’in kitabından içerisinde “kapak” ile beraber diğer o çok ayıp kelimenin de geçtiği iki örnek: “Muni kapaklıdiko” ve “Muni me efta kapakia!”…

Bu sözlerin Türkçe’de ne mânâya geldiklerini yazmama imkân yok, olsa bile edep gereği zaten yazmam ama şu kadarını söylemekle yetineyim:

Beyefendiler, hanımefendiler, gençler, çocuklar ve özellikle de köşe yazarı arkadaşlar! “Kapak olsun!” sözünü kullanmayın, zira bu ifadenin derunî mânâsı hem çok ayıp, hem de ağırdır!

Muhatabınız bu ifadenin ne mânâya geldiğini bilmediği için şanslı sayılırsınız, zira bildiği takdirde en hafifinden kafanızı-gözünüzü yarabilir ve böyle yaptığı için hâkimin karşısına çıkartıldığı takdirde ağır tahrikten ceza indirimi bile alabilir!

SOURCE

[1] Loose-tongued Greeks: A miscellany of Neo-Hellenic erotic folklore | 181 pages | Printed 1983 by Mary Koukoules (Author)

Publisher: Digamma; Bibliophilic ed edition (1983). First Edition. Includes an introduction by Gerschon Legman and a glossary of modern Greek erotic speech. She is known for her work on Ilias Petropoulos: Enas kosmos ypogeios | A World Underground (2005). (b. Athens, 1939; studied philosophy, archaeology, Philosophikē Scholē of Athens; since 1960 lives in Paris). In 2003 Elias Petropoulos died of cancer in Paris at the age of 75. According to his will, his body was cremated and his ashes were thrown in a sewer by his lifelong partner Mary Koukoule. 

The Gennadius Library Archives has received a valuable addition to the Elias Petropoulos Papers from his companion Mary Koukoule. Consisting of 2075 photographs illustrating “Ellados Koimeteria” (Greek Graveyards), the material was collected, along with much else on modern Greek cemeteries, by Elias Petropoulos (1926– 2005) over a period of more than thirty years. For Petropoulos, mapping the graveyards was a “life-long project” aimed at depicting all cultural aspects of death in modern Greek society, although he did not live to see his work published. Petropoulos viewed the cemeteries as a type of city, “with its public squares and its lower class districts…its funeral processions, its own architecture and planning.”


Elias Petropoulos Papers

Elias Petropoulos, a well-known writer and essayist, wrote widely about aspects of Greek life which were rarely considered objects of serious study: the design of the ubiquitous balconies, courtyards, ironwork, and windows of Greek buildings, the methods and vocabulary of preparing coffee and the art of telling fortunes from coffee-grounds, or the specialized slang of the Greek homosexual scene.His major work, Rebetika, documents the lyrics and instrumentation of this music, as well as the lifestyle associated with it.

Collection Number: GR GL ENP 039
Name(s) of Creator(s): Elias Petropoulos (1928-2003)
Title: Elias Petropoulos Papers
Date [bulk]:
Date [inclusive]:
Quantity:  ca. 12 linear meters
Language(s): Greek, French
Summary: The collection includes his correspondence, original drawings by the author and other well-known Greek painters used for the illustration of his books, handwritten sheet music and lyrics of 1250 rebetika songs, photographs of musicians and singers, musical instruments, and other objects. See also Natalia Vogeikoff, "The Papers of Elias Petropoulos," The New Griffon, New Series 1, Athens: Gennadius Library 1996.
Immediate Source of Acquisition: Gift of Elias Petropoulos, 1974-2003. Gift of EliasPetropoulos, Gift of Mary Koukoule,.2008.
Information about Access: The papers are catalogued and available for research (except for the correspondence)

Cite as: American School of Classical Studies at Athens, Gennadius Library Archives, Elias Petropoulos Papers (Αμερικανική Σχολή Κλασικών Σπουδών στην Αθήνα, Γεννάδειος Βιβλιοθήκη, Αρχείο Ηλία Πετρόπουλου)

See alo: Mavi Boncuk Article 

Wednesday, February 06, 2019

A New Hope | Reşad Ekrem Koçu

Reşad Ekrem Koçu’nun İstanbul Ansiklopedisi için yaptırdığı yapı çizimlerinden bir seçki
Fotoğraf: Mustafa Hazneci, SALT Araştırma ve Programlar

SALT ve Kadir Has Üniversitesi[1], iki kurumun karşılıklı öğrenmeye dayalı ortak programlar geliştirmesi amacıyla imzaladıkları iş birliği protokolünün ikinci yılında uzun vadeli bir arşiv ve araştırma projesini hayata geçiriyor. Üç yıla yayılacak projeyle tarihçi ve romancı Reşad Ekrem Koçu’nun (1905-1975) yarım kalmış İstanbul Ansiklopedisi‘nin basılı ciltleri ve yayınla ilgili muhtelif nitelikte binlerce belge dijital ortama aktarılarak çok yönlü bir çevrimiçi yazılım aracılığıyla erişime açılacak.


Koçu, İstanbul’un “muazzam kütüğü”nü oluşturmak üzere 1944’te başladığı etraflı kaynak tarama ve madde yazımı çalışmalarını 1973’e kadar sürdürür. Sokaklardan mimari yapılara, mühim ya da alelade şahıslardan şehrin âdetlerine, tarihî olaylardan şehir efsanelerine nice konu hikâyemsi anlatımlarla ve resimlemeler eşliğinde kayda geçirilir. Dönemin değerli tarihçi, edebiyatçı, akademisyen ve sanatçılarının katkıda bulunduğu İstanbul Ansiklopedisi, tezkirecilik geleneğiyle Batılı ansiklopedizmin -Koçu’nun kişisel ilgileri çevresinde şekillenen- benzersiz bir karışımı olur. Yalnızca bir başvuru kaynağı, bir tanıklıklar derlemesi ya da İstanbul’a dair her şeyi içerme çabasında devasa bir girişim değil; bütün bu malzemeyi belirli önem hiyerarşileri ve içerme/dışlama stratejileri doğrultusunda işleyerek kendine has bir İstanbul fikri ya da imgesi inşa eden sıra dışı bir çalışmadır. Koçu hayattayken ancak G harfine kadarki ilk 11 cildi basılabilmiş olan İstanbul Ansiklopedisi‘nin sonraki ciltlerinin ham malzemesini oluşturan belgelerin akıbetiyse hep bir merak ve tartışma konusu olmuştur.


Kadir Has Üniversitesi’nin bu yıl, yaklaşık 20 bin ögelik bir belge grubu hâlinde devraldığı İstanbul Ansiklopedisi Arşivi, Koçu’nun tasarı aşamasında kalmış gelecek ciltler için derleyip kurguladığı, yer yer kaleme aldığı kapsamlı malzeme ile şahsi kütüphanesinden 1460 yayını içeriyor. SALT’ın geliştirilmesini üstlendiği ortak proje, İstanbul Ansiklopedisi‘ni çevrimiçi erişime sunarken söz konusu arşivi gün yüzüne çıkararak çeşitli araştırma disiplinlerinin perspektifinden değerlendirilmeyi hak eden bir veri birikimini incelemeye açmaya hazırlanıyor.

İstanbul Ansiklopedisi Arşivi, Koçu’nun çalışma yöntemlerine ve dolayısıyla 20. yüzyılın ikinci yarısında kısıtlı imkânlarla çok ciltli ve yazarlı bir yayın üretmeye dair verdiği fikirler açısından bir tür “medya arkeolojisi laboratuvarı” niteliği taşır. G-Z arası ciltlerde yer alması planlanmış ve arşivde bir listesi de bulunan maddelerin taslakları, yayımlanmış ciltlerdeki bazı maddelerin erken versiyonları, Koçu’nun kimi durumlarda malzemeye göre maddeler derlediğini düşündüren bağımsız metinler ile fotoğraf, çizim ve alıntılar gibi büyük bir çeşitlilik arz eden belge grubu, ansiklopedinin karmaşık ve çok katmanlı oluşum sürecini ayrıntılandırır. SALT ve Kadir Has Üniversitesi’nin ortak projesi, bu bağlamda disiplinlerötesi fikir alışverişleri ve çalışma yöntemlerine olanak tanıyacak şekilde uzman ekipleri bağımsız araştırmacılarla bir araya getiriyor. Arşivin kataloglanmasında makine zekâsından yararlanılması planlanan proje, içerikler arasında bağlantılar kurarak yeni araştırma konularının önünü açacak bir çevrimiçi yazılımın sunumuyla tamamlanacak.  

( kaynak onerisi: Ali Serdar) SOURCE : https://saltonline.org/tr/1898/istanbul-ansiklopedisi-arsivi-calismalari-baslatildi



Reşad Ekrem Koçu’nun İstanbul Ansiklopedisi’nin yayımlanmamış S cildi için madde listesi

See also: Bibliyofiller, Söyleşiler18 Aralık 2018 İstanbul Ansiklopedisi: Reşad Ekrem Koçu by Zeynep Sen 

Efsanevi tarihçi ve sanatçı Reşad Ekrem Koçu (1905-1975) devasa İstanbul Ansiklopedisi‘ni tamamlayamadan hayata gözlerini yummuştu. İstanbul hakkında her şeyi içeren Ansiklopedi’nin ancak 11 cildi basılabilmişti. Ancak şimdi Kadir Has Üniversitesi ve SALT Araştırma el birliğiyle Koçu’nun dev eserini ve yayınlanmamış belgelerini herkesin görebileceği dijital bir ortama aktarıyor. SALT Araştırma ve Programlar Direktörü Meriç Öner[2], Hokkadan’la akıllara durgunluk veren bu projenin nasıl oluştuğunu ve İstanbul tarihine dair neler anlattığını paylaşıyor.


[1] SALT Araştırma ve Programlar Direktörü Meriç Öner ile Rektör Yardımcısı, Sanat ve Tasarım Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Arzu Erdem 

[2] Meriç Öner has been appointed head director of research and programs at the Istanbul institution SALT, Artforum reports. The appointment follows the resignation of previous director Vasif Kortun in October 2016. Öner will take up her post in 2017 when Kortun leaves his role. 

This new appointment is a promotion for Öner, who has been associate director at SALT since 2011. Prior to this, she worked as exhibitions coordinator at the XII.World Congress of Architecture, and then took up a curatorial position at Istanbul gallery Garanti Galeri. Before taking up her post at SALT, Öner edited the interactive database for the 2008 exhibition “Becoming Istanbul” at the Deutsches Architekturmuseum in Frankfurt am Main, comprised of over 400 media including documentary, artists’ film, and images. She also programmed an exhibition based on the database, with accompanying talks, presentations, and performances, at SALT in 2011. SALT has three multifaceted venues across Istanbul and Ankara: Galata, Beyoğlu, and Ulus, which together house a theater, cinema, exhibition space, libraries, and archive, although SALT Beyoğlu in Istanbul has been closed since the start of 2016. It is not known why the internationally-popular site was closed, but it is slated to re-open in 2017. MORE


See also: https://t24.com.tr/k24/yazi/resad-ekrem-kocu,230

Reşad Ekrem Koçu’nun İstanbul Ansiklopedisi’nin tamamlanması mümkün mü? Bu sorunun yanıtını İstanbul’un önde gelen sahaflarından araştırmacı Emin Nedret İşli veriyor:
“Arşivin varlığı 8-10 yıldır biliniyordu. Reşad Ekrem Koçu’nun evlatlığı Mehmet Koçu, büyük bir yayınevinde çalışıyordu. Ömrü boyunca bu yayınevi ona her türlü yardımı yaptı. Mehmet Koçu, arşivi bu yardımlar nedeniyle yayıncı aileye İstanbul Ansiklopedisi’nin haklarıyla birlikte devretti. 2000’li yıllarda aile ansiklopedinin yayımlanması için faaliyete geçti. Bab-ı Âli’de yayıncılık yapmış bu ailenin elindeki malzeme düzenlenip basılmayı beklenen bir hazine. Gördüğüm kadarıyla çok zengin. Arşiv bahsedildiği gibi dağılmamış. Gerek kısmen yayımlanmış, gerekse yayımlanmamış not ve fişler halinde bulunan 70 yıllık bilgi birikimi. İstanbul’da yaşayanlar olarak bu kentin tarihine, kültürüne sahip çıktığımızı göstermeli, bu büyük kentin ihtişamını muhteşem bir ansiklopedi ile dünya kültürüne tescil ettirmeliyiz.”

Reşad Ekrem Koçu’nun yayın haklarını elinde bulunduran Doğan Kitap, yazarın pek çoğu ancak sahaflarda bulunabilecek güzide eserlerini yeniden yayımladı. İstanbul Ansiklopedisi’nin tamamlanarak yayımı konusunda ise Doğan Kitap Yöneticisi Vahit Uysal, Reşad Ekrem Koçu’nun eserin diğer maddeleri için hazırladığı 64 kolilik malzemenin ellerinde bulunduğunu ancak uzman bir heyetin elinde hazırlık yapılması gerektiğini söyledi. Uysal “Uzman heyetin diğer maddeleri tamamen Reşad Ekrem Koçu’nun üslubuyla, tarzını ve akışı hiç bozmadan, tamamen önceki ciltlerin yazı diline uygun hazırlaması gerekiyor. Tabii eksikler de var. Örneğin diyelim M harfinden 20 madde, Y harfinden 3 madde var. Bir kısım notlar eski Türkçe. Bunların da yine orijinaline uygun biçimde tamamlanması lazım. Sponsor bulunursa yayımlayacağız” dedi.