Thursday, July 16, 2020

Kasimpasa Canavari Hrisanstos


  • SOURCE 

  • İstanbul’un mütareke seneleri hayli sıkıntılıdır. İngiliz karakolları, takibatlar, işbirlikçiler, jurnalciler, işkenceciler derken sokaklarda da İtilaf güçlerinin gölgesinde gezinen külhaniler, kopuklar türemiş, şehri kasıp kavurmaktadır.·         
  • Bu devrin en tehlikeli ve korkulan çetesi Hrisanstos’un başını çektiği çetedir. Kasımpaşa Canavarı namı boşuna değildir. Uzun seneler mevzusu, hikayesi anlatılmıştır.
  • Ahilya’nın oğlu Hristo Anastadiyadis’in sabıka kaydı 26 Eylül 1914 tarihli olup fiş numarası da 4741’dir. 1898 doğumludur. Terzi çırağı olan Hrisantos, kaldırım kurtlarının harman olduğu Beyoğlu’ndan çıkmadır.

    • Annesi Andernohin, Beyoğlu Derviş Sokağı’ndaki (bugün sanırım Peremeci Sokak) bir umumhanenin işletmecisi o dönem. Babası Ahilya, 1910’da bunları terk ederek Atina’ya gidiyor, sırra kadem basıyor. Sebebi meçhul.
    • Kılavuzu karga olanın burnu boktan kurtulmaz derler ya. Hrisantos’un başını yakan abisi Laternacı Koço. Zanaatıyla meşgul olmaktan çok vurdu, kırdı peşinde. Beyoğlu’nun kopuklarıyla düşüp kalkan vukuatlı biri.
    • Daha ufak yaşta abisiyle iş tutuyor Hrisantos. Suçun içinde büyüyor. Tramvayda yolcuların çantalarını kapıp kaçma, annesinin umumhanesine gelen müşterilerin cüzdanlarını cebellezi etme. Ne yol varsa bulaşıyor.
    • Yaşı ilerledikçe “karmanyolacılık” zanaatına el atıyor. Gasp suçunun atası bir nevi. Şehrin içinde ıssız sokaklarda milleti ölümle korkutarak paralarını alıyor. Hayli hızlı ve azılı olduğundan nam salmaya başlıyor.
    • Tabi isim yapınca ardına takılan da çok oluyor. Devrin namlı karmanyolacıları ve kopukları; Zafiri, Fantoma Mehmet, Harito, Makarnacı Niko, Demirci Andon bunun çetesine katılıyor. Vukuatları gırla gidiyor.
    • Gece olduğu vakit zaten Pera taraflarında iyi adam kalmaz da bunlar yüzünden millet gece dolaşmaya tedirgin oluyor. Tatavla (Kurtuluş), kısmen Feriköy, Papazköprü, Dolapdere, Sinanköy, Bülbülderesi ve Beyoğlu’nun arka sokaklarındalar. Onikiler falan yok piyasada o dönem tabi.
    • Tabi ufak iş kesmiyor. Ama zannederim Kefalonyalılar misali kasa hırsızlığında nam salmış diğer Rum külhanilerle papaz olmamak için yahut hiç uğraşmamak için karmanyola işini bir adım daha büyütmek istiyorlar. Dükkan soymaya karar veriyorlar.
    • Bıçakla, silahla dolaşırsan bir yerde kan akar illa. Bir gün Boğazkesen’de kendi halinde muhallebicilik yapan Recep Usta’nın dükkanına sabahın kör vaktinde damlar Hrisantos. Hesapta süt alacaksa da maksat vurgun.
    • Fantoma Mehmet ve Makarnacı Niko ardından içeri giriyor. Mahalle suskun, sabahın kör vakti. Ellerindeki demir parçaları ve kamalarla 65 yaşındaki Recep Usta’yı öldürüyorlar. Çekmecesindeki paraları alıp kaçıyorlar. Sene tartışmalı ya 1915 diyen de var 1918 diyen de.
    • Polis teşkilatı ihdas edilmiş durumda tabi o dönem. Ve haliyle Hrisantos’un yediği herzeler kulaklarına geliyor. En son Boğazkesen cinayetiyle ilgili “Hrisantosların halt yemesi” lakırtısını duyar duymaz bunları enseliyorlar.
    • O seneler biliyorsunuz Harb-i Umumi var. Birinci Dünya Savaşı denecek sonradan. Seferberlik zamanı. Bunlar direkt Divan-ı Harbi Örfi’ye çıkarılıyor yaka paça. Hepsi 15’er yıl kürek cezasına çarptırılıp Umumi Hapishane’ye tıkılıyorlar. İstanbul ahalisi rahat bir nefes alıyor.
    • Lakin sevinçleri kursaklarında kalıyor İstanbulluların. Hrisantos’ların şansına Mondros Mütarekesi imzalanıyor. Otorite yok, herkes bir yere dağılmış. İtilaf kuvvetleri şehirde zuhur etmişler. Bu karışıklığı fırsat biliyorlar.
    • Bunlar koğuşlarının altına lağım yani tünel kazarak firar ediyorlar. Polis peşine düştüğünden sırtını sağlam yere dayamak gerektiğini düşünerek İngilizlerin gölgesi altına giriyor. Devrin İngiliz istihbaratı işbirlikçi devşirirken onu da es geçmiyor.
    • İngilizlere ne vaat ettiyse artık buna para ve silah yardımında bulunuyorlar. Sonra da İtilaf yanlılarından bilhassa Rum ahaliden kimselerden destek alarak Beyoğlu’nda kasırga gibi esmeye başlıyorlar. Hem de ne kasırga.
    • Arkalarında İngilizlerle diğer Rum külhanileri var. Karmanyolalar, vurgunlar, soygunlar devam ediyor. Artık alenen Beyoğlu’na çıkıp oralarda soygun yapıyorlar, arka sokaklar faslı kapanıyor.
    • Bıçakçı Petri’yi anlatmıştım. (Kabadayı Hikayesi; Galata Canavarı Bıçakçı Petri!) O da genç vs. görünüyor ama azılı katil. Hrisantos da bu ayarda. Fotoğrafına baksanız “ne alaka” diyebilirsiniz. Lakin bu siluet yıllarca insanlar için korku kaynağı oluyor.
    • Bir gece Hrisantos ve çetesi, Beyoğlu’nda Madam Despina’nın yolunu kesip soymak istiyorlar. Kadın bağır çağır yardım istiyor, direniyor. O esnada Taksim Polis Merkezi’nin memurlarından Mehmet Efendi’de oradan geçiyor.
    • Karakol binasına geçiyor, gece vardiyası hesabı. Kadının çığlıklarını duyunca yardımına koşuyor. Bunlar polis memurunu görünce anında namluyu üzerine doğrultup kurşun yağdırıyorlar. Mehmet Efendi oracıkta hayatını kaybediyor.
    • Hrisantos’a yönelik takibat bu olaydan sonra sıkılaşıyor. Komiser Fahri Efendi özellikle güvendiği üç polis memurunu yanına alarak hususen Beyoğlu mıntıkasına giriyor. Hrisantosların peşindeler.
    • Amaçları Hrisantos’u ansızın basmak. Lakin Hrisantos ve çetesi erken haber aldığından bunların peşine düşüyor. Aniden karşılarına çıkıp ateş açıyorlar. Fahri Efendi de bu esnada hayatını kaybediyor. Hrisantos çetesi yine arazi oluyor.
    • Bunlar tabi arazi oluyorlar ama Beyoğlu’nda boy göstermekten de geri kalmıyorlar. En azılı karmanyola çetesi haline gelmişler. İtilafçılar arkalarında esip gürlüyorlar. Bu çatışmadan birkaç ay sonra Beyoğlu Ziba Sokağı’nda iki polise rastlıyorlar.
    • Taksim Polis Merkezi’nde görevli Komiser Muavini Hüsnü Bey ve Polis Memuru Ali Efendi. Bunları çepeçevre sarıp silahlarını alıyorlar. Bu son olayla birlikte polis güçleri gruplar teşkil edip bunların peşine düşüyor İtilaf güçlerine rağmen.
    • Bu arada bir ek bilgi. Meşhur casusumuz İngiliz Kemal’in yani Ahmed Esat Tomruk’un Milli Mücadele Anıları’nda geçen bir malumata göre İstanbul’da bulunduğu esnada Hrisantos’la tanışıyorlar.
    • Mevzu sadece Hrisantos’un İngilizlerle ilişkisi değil. Hrisantos yeraltının en korkular grubu olduğundan, İngiliz Kemal asıl niyetini ve kimliğini gizleyerek Hrisantos’la da temas kurduğunu aktarıyor. Ek bilgiyi verdik mevzuya devam edelim.
    • Polis grupları karakol karakol bunların peşinde dedik. Dolapdere Merkezi’nden İbrahim Efendi bunlarla karşılaşıyor. Gizlice takip ediyor bunları. Saklandıkları yeri tespit etmek niyeti.
    • Hrisantos kaldırım kurdu, hatta sayın ki insan suretinde sansar. Sivil bir memurun kendilerini takip ettiğini anlıyor. Polis olup olmadığını bilmiyor. Tabancasını aniden çekip ateş ediyor. İbrahim Efendi kafasına isabet eden bir mermiyle orada şehit oluyor.
    • Bunları ahali ya isteyerek ya korkuyla sakladığından ellerini kollarını sallayarak eğlence mekanlarını falan gezebiliyorlar. Bir gün Hrisantos’la Zafiri gizlice esrar içilen bir kahvehaneden çıkıyorlar, Avangeliya Kilisesi’nin oradan geçecekler.
    • Bunların peşinde olan ve dolandıkları mıntıkada devriye gezen Polis Abdurrahman Efendi o esnada ayakkabılarını boyatıyor. Sokağa girer girmez karşılaşıyorlar tabi. Üniformalı birini görünce silahını almak için Hrisantos’la Zafiri üzerine atılıyor.
    • Silahını vermek istemeyip mukavemet gösteren Abdurrahman Efendi’ye oracıkta kıyıyorlar tabancalarıyla. Adamlar bunca vukuata rağmen sağda solda gezinmeye devam ediyor.
    • Bir gün Bülbülderesi’nde devriye gezen iki polis memuru Cemal ve Hüseyin Efendi, Acem Ali diye birinin kahvesininin önünden geçiyorlar. Daha önce burada kumar oynatıldığını falan duymuşlar zira. Dalıyorlar içeri.
    • İçeride hakikaten de kumar oynatılıyor. Hatta o esnada Hrisantos’la çetesi içeride kumar oynuyor. Üniformalıları görür görmez silahlarını çekip ateşliyorlar. Cemal Efendi hayatını kaybediyor. Çıkan arbededen yararlanıp arazi oluyorlar.
    • Bazı polisler ölü ya da diri bunları yakalamak için yemin ediyor ve hususi gruplar oluşturup öyle takip ediyorlar. Komiser “Pehlivan” Mehmed Efendi’de bunlardan birisi. Kendisinin seçtiği Hacı Şükrü, Osman ve Beşiktaşlı Şükrü adlı üç polis memuruyla peşlerine düşüyor.
    • Üç haftalık takibatın ardından Dolapdere’de bunlarla karşılaşıyorlar. Tabancalar ateşleniyor, müsademe husule geliyor. Araziyi Hrisantos takımı avuçlarının içi gibi bildiklerinden kayıp vermeden kaçıp gidiyorlar. Osman Efendi şehit düşüyor müsademede.
    • Dolapdere’de takibat artınca yer değiştiriyorlar. Taksim Çeşme Sokağı’ndaki bir evde toplanacakları ihbarı gidiyor polise. Taksim Merkezi’nde görevli polisler evi abluka altına alıyor.
    • Bunlar eve gelirken polisleri erkenden görüp beklemedikleri yerden ateş etmeye başlıyorlar. Çatışma çıkıyor. Nuri Efendi vurulup hayatını kaybediyor o esnada. Polisler onunla ilgilenirken Hrisantos’la adamları yine kaçıp kurtuluyor.
    • Adamlardan nefret eden kadar arka çıkan da çok. İtilaf güçlerinin gölgesi altında ellerini kollarını sallayarak Galata’da Todori’nin Meyhanesi’ne gidiyorlar. Mıntıka devriyesinde olan polis memuru Mehmed’e denk gelip ona da kıyıyorlar.
    • Tabi bir yandan da takip sıkılaşıyor. Hem Hrisantos’un hem ötekilerin ayrı ayrı peşindeler. Özellikle İkinci Şube Müdür Muavini Faik Bey, Hrisantos’un sağ kolu Zafiri’nin peşinde.
    • Adamlar ellerini kollarını sallayarak geziyor dedik. Bu Zafiri’nin Kalyoncukolluğu’ndaki bir muhallebici dükkanına girdiği ihbarı geliyor. Faik Bey gayet sakin buraya gidip Zafiri’nin karşısına dikilip kafa kağıdını soruyor.
    • Zafiri elini cebine sokup aniden tabancasını çıkarıp Faik Bey’e ateş ediyor. Faik Bey böyle yapacağını tahmin ettiğinden hemen eğiliyor. Göğsünün sol yanından vuruluyor. Yarasına aldırmadan silahını çekip ateşliyor.
    • Zafiri’yi vurup öldürmeye muvaffak oluyor. Silah seslerini duyarak olay yerine gelen polisler İngiliz Hastanesi’ne kaldırıyorlar Faik Bey’i. Bu esnada takibat devam ediyor. Her bir çete üyesinin peşindeler dedik.
    • Çeteye sonradan katılan Harito diye bir şerir var. Bu adam bunlarla tanışmadan ve mütarekeden önce İranlı bir tütüncüyü soygun maksadıyla öldürmüş, önce idama mahkum edilmiş, ardından 101 yıl hapis cezası almış bir cani.
    • Tabi Mütareke ve İngilizlerin şehre gelmesi bunun da işine yaramış. Hapisten birçok kişiyi İngilizler salıveriyorlar kendilerine yarar diye. Harito da öyle çıkıyor ve en isim yapmış çete olan Hrisanstos’un tayfasına katılıyor. Bazen tek bazen bunlarla soyguna çıkıyor.
    • Bir kere yakalanıp Beyoğlu Tevkifhanesi’ne gönderiliyor ama buradan da firar ediyor. Soygunlara devam ediyor. Aynalıçeşme’de Emin Camii Şerifi civarında oturan ve her zaman çantasıyla birlikte evine giden George adında bir sarrafın peşine düşüyor.
    • Akşamüstü aniden dükkanına girip sarrafı öldürüyor. Ardından içinde beş bin lira bulunan bir çantayı alıp kaçıyor. Peşine takılan bir bekçiyi de yaralıyor kaybolmadan evvel.
    • Sene 1920 bu arada. Bir gece İstanbul Polis Müdüriyeti sivil polislerinden Ali Rıza ve Ahmet Vefik, Kalyoncukolluğu’nda devriye geziyorlar. Takibatın parçası. Tesadüf Topçular Sokağı’na geldikleri vakit Harito ile karşılaşıyorlar.
    • Harito’yu bir sokakta kıstırıyorlar. Harito yarın teslim olacağını, o gün yortu olduğu için serbest bırakılmasını istiyor. Polisler kulak asmıyorlar buna. Bunun üzerine tabancasını çıkarıp ateşliyor. Fakat o da ne? Silahı tutukluluk yapıyor.
    • Hemen ikinci bir silah çıkarıp ateş etmek istiyor ama polis Ali Rıza Efendi üzerine atılıp bu silahı kapıyor, Harito’yu da yaralıyor.
    • Harito bundan sonra üçüncü bir silah çıkarıp polislere ateş ediyor ama polisler aman vermiyor, kurşun yağdırıyorlar. Harito başına ve bacağına isabet eden kurşunlar nedeniyle olay yerinde ölüyor.
    • Hrisantos bakıyor pabuç pahalı, ortalıkta görünmemeye çalışıyor. “Doktor Yani” adında sahte bir kimlik ediniyor. Kılığını görüntüsünü dahi değiştiriyor. Bu vaziyette yine eğlence yerlerini dolaşmaya, hovardalığa devam ediyor.
    • Bir gece Hrisantos ile çetedekilerden Demirci Andon, Ziba Sokağı’nda bulunan bir evde içki içip eğleniyor. Çıkışta Polis Memuru Necati Bey ve Bekçi Sabri Efendi’ye rastlıyorlar. Bunlar kanunu görünce anında kaçıyorlar tabi.
    • Normalde façası başka türlü olduğundan bunları tanımıyorlar. Ardından durmasını söyleyerek koşturuyorlar. Hrisantos’la Andon tabancalarını çekip bu iki memurun şehit olmalarına sebebiyet veriyor. Takibattan sıyrılıyorlar.
    • Bu iki görevliyi öldürünce Hrisantos’la şürekasının tabiri caizse biti kanlanıyor. Tekrar eski günlerine dönerek yeniden soygunlara vurgunlara başlıyorlar. Sarraf Mihael’i gözlerine kestiriyorlar bu sefer.
    • Sarraf Mihail’i soymak için dükkanına girdiklerinde Mihail’in kardeşleriyle aralarında arbede çıkıyor. Tabancalar ateşleniyor. Mihail’in iki kardeşi öldürülüyor. Ancak çeteden Makarnacı Niko yakayı ele veriyor. Polis kapıyor bunu.
    • Niko anında ötüyor her şeyi. Çeteyi, işleri, saklanma yerlerini anlatıyor. Verdiği bilgiler neticesinde çetenin diğer üyelerinden Fantoma Mehmet’i Bülbülderesi’nde saklandığı evde kıskıvrak yakalayıp ele geçiriyorlar.
    • Hrisantos’u bulmadan takibat hız kesmiyor. Kısa sürede çeteden Demirci Andon2u da Galata’da bir apartman dairesinde kıstırıyorlar. Andon mukavemet ediyor, Polis Memuru Sait Efendi’yi öldürdükten sonra kolundan vuruluyor. Yaralanınca teslim oluyor.
    • Çete dağılınca Hrisantos kalıyor tek başına. İstanbul’da yakalanması an meselesi, güvenebileceği kimse yok. Kalırsa öleceğini biliyor. Çareyi firar etmekte buluyor. Nitekim sevgilisi Eftimya ile birlikte 1920 yılının Mart ayında Yunanistan’a kaçıyor.
    • Pire’ye yerleşiyor. Pire’yi bilen bilir, Galata gibi bir yer. Rıhtım, meyhane ve belalılar dolu. Rum külhaniler yani mangas, mangkes denilen tiplerin gezindiği bir mıntıka daha rembetler gelmeden evvel. Burada bir meyhane açıp işletmeye başlıyor Hrisantos.
    • Bela böylesinin başından eksik olmaz. , Pire’de görev yapan Panayot isminde bir jandarma, sevgilisi Eftimya’ya balta olunca yani asılınca öldürmekten çekinmiyor. Orada da kaçak durumuna düşüyor. Selanik’e kaçıyor.
    • Eftimya, Pire’de tek başına kalınca canı sıkılıyor. Beyoğlu’na, İstanbul’a alışmış neticede. Ona haber vermeden İstanbul’a dönüyor.
    • Hrisantos bunu öğrenince öfkeden deliye dönüyor, kendisine ihanet ettiğini düşünüyor. Eftimya’yı öldürmek üzere Aşil Anastasyadis adında sahte bir Yunan pasaportu alıp soluğu İstanbul’da alıyor. Eylül 1920’de.
    • Yeraltı boşluğu kaldırmaz. Hrisantos ortalıktan kaybolunca Beyoğlu sokaklarında bu kez Nobar adında bir kopuk peyda oluyor. Polisin sıkı takibatına rağmen bu şerir de vurgunlar, soygunlar yapıyor.
    • Çetesiz olan ve intikam ateşiyle kavrulan Hrisantos, Nobar’la irtibata geçiyor. O esnada polis de Nobar’ın gizlendiği evi öğrenmiş, evin etrafında tertibat alıp gelmesini bekliyor.
    • Bekçi düdüğü ve dur ihtarına ateşle karşılık veriyor evin önüne gelen iki şahıs. Polisle müsademe çıkıyor. İkisi de paçayı kurtarıyor. Eftimya, Hrisantos’un İstanbul’a geldiğini öğreniyor ve ne manaya geldiğini çok iyi biliyor.
    • Eftimya’nın babası Meyhaneci Brava, Dolapdere Polis Merkezi’nde alıyor soluğu. Hrisantos’un İstanbul’a döndüğünü ve kendisiyle kızının hayatının tehlikede olduğunu söylüyor. Saklandığı yeri de biliyor anlatıyor polislere.
    • Meğer Hrisantos kaçarken yaralanmış. Tatavla Direkçibaşı Sokağı’nda Balıkçı Agaton’un evinde saklanıyormuş. Böylece polis bir önceki gece ihbar sonucu bekledikleri evin önüne gelenin Nobar’la Hrisantos olduğunu öğreniyor.
    • Malumat üzerine Dolapdere Polis Merkezi Komiseri Hasan Tahsin Bey ile Komiser Yardımcısı Muharrem Efendi, Balıkçı Agaton’la irtibata geçiyor. Bu arada Muharrem Efendi ünlü oyunculardan Selda Alkor’un babasıdır.
    • Plan şu: 7 Eylül 1920’yi 8 Eylül’e bağlayan gece Agaton’un evi hem önden hem arkadan polislerce kuşatılacak. Hrisantos’un evin arkasında zemin katta bahçeye bakan bir odada yattığı biliniyor.
    • Evin bu kısmı da Komiser Yardımcısı Muharrem ile polis memurlarından Cafer Tayyar tarafından kuşatılacak, kendileri odanın penceresine sokulacaklar. Agaton da bunlara sezdirmeden alelade bir günmüş gibi içeri girip yemeklerini ve ilaçlarını verecek.
    • Daha sonra kendisine uyumasını tavsiye edip başında nöbet bekleyeceğini söyleyerek Hrisantos’un silahlarını alacak. Hrisantos uykuya dalınca Agaton parola gereği iki kez kuvvetlice öksürecek polisler pencereden içeri girecek.
    • Diyelim ki Hrisantos evin ön tarafından kaçmaya çalıştı. O zaman da evin ön tarafında diğer polislerle bekleyen Komiser Tahsin Bey bunu kıstıracak. Plan aynen tıkır tıkır işliyor vakit gelince. Ancak polisler pencereden girerken aksilik husule geliyor.
    • Hrisantos insan suretinde sansar dedik. Bunlar pencereye yaklaşırken dal çıtırtılarını duyuyor. Agaton’un kendisini pusuya düşürdüğünü anlayıp tabancalarını anında kapıyor pencereden dışarıya ateş ediyor.
    • Muharrem ve Cafer Tayyar ateşe karşılık veriyor. Hrisantos ateşi kesince hızla pencereden odaya dalıyorlar. Bir bakıyorlar ki Hrisantos yaralı vaziyette yatıyor. Ancak silahları elinde.
    • Cafer Tayyar silahları almak için hamle yapınca Hrisantos son anda tabancasını ateşleyip karnından yaralıyor. Ancak yarasına aldırmayan Cafer Tayyar şarjöründeki bütün mermileri Hrisantos’a boşaltıyor. Orada son buluyor hikayesi.
    • Hrisantos’un cesedi önce Dolapdere Polis Merkezi’ne götürülüyor. Burada da Sinanköy Kilisesi Papazı’na teslim ediliyor. Hrisantos, Papazköprü, Tatavla, Dolapdere ve Pangaltı Rumlarının da katıldığı bir tören ile kilise yakınındaki bir mezarlığa defnediliyor.
    • Hrisantos’un hayatı kitaplara konu oluyor. En bilineni olayın yakın tanığı Muharrem Alkor’un yazdığı “Hrisantos’u Nasıl Öldürdüm?” adlı çalışmadır. Kendisinin silahının polis müzesinde olduğunu okumuştum ancak resmini görmedim.
    • Türk sinemasında İstanbul Kan Ağlarken (1952) ve Üç Namus Bekçisi (1969) adlı iki ayrı filme de konu oluyor. Bunlardan İstanbul Kan Ağlarken en önemlisi. Neden diyeceksiniz. Agah Özgüç’ün Türk Sinema Tarihi Ansiklopedisi’nde okumuştum:
    • Senaristi meşhur yönetmen Osman F. Seden, bu hadiseyi ve Hrisantos’u senaryolaştırma için araştırma yaparken 1950’lerin başında yetmişlerinde olan Dolapdere’de bir ihtiyar Rum’la tanışıyor. Onunla konuşuyor. Olayları bilen birisi.
    • Eftimia’yla birlikte Fifiça adında bir kadının daha olduğunu anlatıyor ihtiyar Rum. İki kadının arasındaki kıskançlığı, Fifiça’nın Hrisantos’u Türk polisine ihbar ettiğini anlatıyor. Sonra da Sakızağacı’nda oturan başka bir ihtiyar Rum’a yönlendiriyor.
    • Metresi Fifiça’nın üvey kardeşi olduğu söylenen ihtiyar bir Rum madaması ona Hrisantos’un sevdiği şarkıları söylemiş. Hrisantos meşhur La Paloma’ya çıldırırmış ve her gece gitarla o şarkıyı çaldırırmış Fifiça’ya.
    • Sonra da Eftimya’yı görüp ona aşık olmuş, kızı ailesinden silah zoruyla kaçırmış. Eftimya’nın babasının mevzusu da oradan ileri geliyormuş. (Bir kaynakta sonradan Hrisantos’un hısımlarının bu kızın babasına saldırı düzenlediği yazılıydı ama bulamadım)
    • Hrisantos çizgi romana da uyarlanmıştır. Meşhur Ustura Kemal ve arkadaşları, (Kabadayı Hikayesi ; Üsküdar’ın namlı ismi ‘Ustura Kemal’) mütareke senelerinde Dolapdere taraflarında Hrisantos çetesine rastlar!
      
    • Tabi arbede çıkmıyor. Zira kurgu icabı orada olan Arap Abdullah Paşa’dan tırsıp (kasti anakronizm olduğunu evvelce Ustura Kemal floodunda anlatmıştım, kurgu icabı) çekilip gidiyorlar.

    No comments: